29 Ekim 2009 Perşembe

Cumhuriyet bayramı


Cumhuriyetimizin ilanının 86. yılı
hepimize kutlu olsun.
Ne mutlu Türk'üm diyene

.

.

.

Müjdat Gezen

Bugün
sevgili Müjdat Gezen' inde doğum günü
.
Nice yıllara büyük insan
Yüzünden gülücükler hiç eksilmesin,
Sağlık ve mutlulukla...
.
İlkelerin olacak
Seni satın alamayacaklar.
Aptalların uydurduğu
atasözlerine inanmayacaksın:
"Paranın satın alamayacağı şey
yoktur."
"Herkesin bir fiyatı vardır."
gibi sözlere kanmayacaksın.
Onurunla, kimliğinle ve
beyninle akıllı yaşacaksın.
Üreteceksin, seveceksin,
sevileceksin, inançlarının
arkasında duracaksın.
Sevgilerin karşılıksız,
yardımların gizli olacak.
Seni attan, ottan ayıran
özelliğin farkına varacaksın.
Çünkü sen insansın,
ve bunu yakalayabildiğin gün,
bembeyaz yaşayacaksın.
.
Müjdat Gezen
.
.

26 Ekim 2009 Pazartesi

Nazım' dan köpeğine...

. HÜRRİYETİ DİŞLERİYLE BACAKLARINDAYDI

Köpeğimin adı Şeytan'dı,
(dı) 'lık adıyla ilgili değil,
adına bir şey olmadı.
Adına benzemezdi de.
Şeytanlar zalim olur,
zalimler; yalancı kurnaz,
ama zalimler akıllı olmaz.
Köpeğim akıllıydı.
Biraz da ben öldürdüm köpeğimi,
bakmasını bilemedim.
Bakmasını bilemezsen
Ağaç bile dikme..
Elinde kuruyan ağaç,
Derdolur adama..
Yüzme suda öğrenilir diyeceksin,
Doğru,
Boğulursan bir sen boğulursun ama,
Kaç sabahtır uyanıyorum,
Dinliyorum ortalığı ...
Kapımı tırmalayan yok
Ağlamak geliyor içimden,
Ağlayamadığım için utanıyorum
İnsan gibi..
Hayvanların çoğu insan gibidir..
Hem de iyi insan gibi..
Kalın boynu kıldan inceydi
dostluğumun buyruğunda...
Hürriyeti dişleriyle bacaklarındaydı
Nezaketi tüylü uzun kuyruğunda...
.
Nazım Hikmet Ran ustadan köpeğine..
.
.

24 Ekim 2009 Cumartesi

Affet beni yüreğim...

Affet beni yüreğim...
Açtırdım kapılarını seni sevmeyene,derinlerdeki güzellikleri görmeyene...Sevgisizliklerine hapsettim seni...
.
Affet beni gözlerim...Sana bakmayan gözlerin esiri etti.Gülerken saçtığın ışığını zindana çevirdim...
..
Affet beni dizlerim...
Gelmez yarin yolunda beklettim.Ayakta durmaya dermansız ettim.
.
Affet beni sözlerim...
Her acı sözü yutup;hep tatlı sözler söylettim.Zehir sözlere sevgi sözlerimi ziyan ettim...
.
Affet beni kollarım...
Seni sarmayan kollara her daim açık beklettim.Gelmeyince zalim yar,sevdalara seni açmamaya yeminler ettim...
.
Affet beni gülüşlerim...
Yalancı gülmelere kanıp gönülden gülmelerimle karşılık verdirdim.Yüreğimi ağlattılar sen yine de gülmeye devam ettin...
.
Affet beni ellerim...
Uzanmaz elleri tutmanı,hiç bırakmamanı senden bekledim.Bomboş kalınca üşüdün soğukluğun yüreğime işlettin...
.
Affet beni Yarabbim...
Verdiğin bu canın hakkını veremedim...Yüreğimi bir kulun yaralamasına,gözlerimi ağlatmasına,Kollarımı bağlatmasına izin verdim...
.
Affet beni yarabbim O'nu çok sevdim....
Doğru zamanlarda yanlış insanlara,yanlış zamanlarda doğru insanlara mahkum oldu bu yürek...
.
Belki doğruyu görmeye yetmedi gözlerim.
Belki de yanlışı silmeye yüreğim...
.
Alıntıdır
.
.

22 Ekim 2009 Perşembe

Yüreğine gömmek...



İki komşu ülkenin hükümdarları birbirleriyle savaşmazlar, ama her fırsatta birbirlerini rahatsız ederlerdi. Doğum günleri, bayramlar da ilginç armağanlar göndererek karşıdakine zekâ gösterisi yapma fırsatlarıydı.
Hükümdarlardan biri, günün birinde ülkesinin en önemli heykeltıraşını huzuruna çağırdı. İstediği, birer karış yüksekliğinde, altından, birbirinin tıpatıp aynîsı üç insan heykeli yapmasıydı. Aralarında bir fark olacak ama bu farkı sadece ikisi bilecekti.
Heykeller hazırlandı ve doğum gününde komsu ülke hükümdarına gönderildi. Heykellerin yanına bir de mektup konmuştu. Söyle diyordu heykelleri yaptıran hükümdar: " Doğum gününü bu üç altın heykelle kutluyorum. Bu üç heykel birbirinin tıpatıp aynisi gibi görünebilir. Ama içlerinden biri diğer ikisinden çok daha değerlidir. O heykeli bulunca bana haber ver."
Hediyeyi alan hükümdar önce heykelleri tarttırdı. Üç altın heykel gramına kadar eşitti. Ülkesinde sanattan anlayan ne kadar insan varsa çağırttı. Hepsi de heykelleri büyük bir dikkatle incelediler ama araların da bir fark göremediler. Günler geçti. Bütün ülke hükümdarın sıkıntısını duymuştu ve kimse çözüm bulamıyordu. Sonunda, hükümdarın fazla isyankâr olduğu için zindana attırdığı bir genç haber gönderdi. İyi okumuş, a killi ve zeki olan bu genç, hükümdarın bazı isteklerine karşı çıktığı için zindana atılmıştı. Başka çaresi olmayan hükümdar bu genci çağırttı.
Genç önce heykelleri sıkı sıkıya inceledi, sonra çok ince bir tel getirilmesini istedi.
Teli birinci heykelciğin kulağından soktu, tel heykelin ağzından çıktı.
İkinci heykele de ayni işlemi yaptı. Tel bu kez diğer kulaktan çıktı.
Üçüncü heykelde tel kulaktan girdi ama bir yerden dışarı çıkmadı. Ancak telin sığabileceği bir kanal kalp hizasına kadar iniyor, oradan öteye gitmiyordu. Hükümdar heykelleri gönderen komsu hükümdara cevabî yazdı:
"Kulağından gireni ağzından çıkartan insan makbul l değildir.
Bir kulağından giren diğer kulağından çıkıyorsa, o insan da makbul değildir.
En değerli insan, kulağından gireni yüreğine gömen insandır.
.Bu değerli hediyen için çok teşekkür ederim."
..
Alıntı
.
.

18 Ekim 2009 Pazar

Biazda nostalji :(Yeliz)

YALAN
..
Gözündeki ateş, kalbimi yakınca
Sandım ki aşkımız ömür boyunca
Meğer bu bir oyunmuş, kolay oynanan
Beni sevdiğin var ya, o bile yalan
.
Ayrılık yok artık, öyle demiştin
Bilsen seni nasıl, nasıl sevmiştim
Oysa gerçek farklıymış, uyandığım an
Anladım ki bu sevgi koca bir yalan
.
Söz vermiştin bana, seninim diye
Başka bir aşk bulmuşsun, yine kendine
Söyle mutlu mu şimdi, kalbini çalan
Yoksa bu yeni sevgi o da mı yalan
.
.

14 Ekim 2009 Çarşamba

Şu anda neredesiniz ?..

- Anne ve yavru deve tembel tembel yemeklerini yerken birden yavru anneye dönmşü ve :
- Sana bir sey sorabilir miyim, anne?
- Elbette yavrum sor.
- Anne, bizim niye hörgücümüz var?
Anne gururla:
- Bu hörgüçlerde biz su biriktiririz yavrum ve bu sayede çölde herhangi birisinden çok daha uzun süre susuz dayanabiliriz.
- Peki Anne, bizim bacaklarımız niye bu kadar uzun ve ayaklarımız yuvarlak?
- Evladım der anne deve biraz daha gururlanarak
- Bu sayede biz çölün kumlarinda herkesten daha rahat ve daha hızlı hareketedebiliriz.
- Bunu da anladım, peki, kirpiklerimiz niye böyle uzun, bazen görüşümü bilebozuyorlar.
- Hayatım onlar gözlerimizi çölün kumlarından korur, gözümüze kum kaçmaz....
- Anladım, hörgüçlerimiz çölde daha uzun dayanabilmemiz icin su depolar,
Bacaklarımız uzun ve böylece çölde daha hızlı ve rahathareket edebiliriz, kirpiklerimiz gözlerimizi çölün kumlarından korur...
Anlayamadığım şey o zaman bu allahın cezası hayvanat bahçesinde ne işimizvar?

Becerileriniz, yetenekleriniz, özellikleriniz ve tecrübeleriniz sadece doğru yerdeyseniz işinize yarar.


(şu anda neredesiniz?..)

13 Ekim 2009 Salı

Konuşan kadın sustuğunda...


Kadın konuşur,
döktüğün kılları gördüğünde lavaboda
çorap tekinin birini odada birini mutfakta bulduğunda
klozetin kapağını her seferinde kaldırmadığında
maç izlerken çerez kabuklarını etrafa saçtığında
yeni temizlediği yerlere ayakkabınla bastığında
telefonda uzun uzun konuşmasına kızdığında
yaptığı yemeğin tuzuna ekşisine kusur bulduğunda
Konuşur kadın, geç saatlere kadar dışarıda kaldığında
ve bir gün adam, sus artık kadın der sus !sen sus
kuşlar arılar konuşsun birazda
bana aşkı yaşatacak ne kadınlar var dışarıda
yeter der yeter!
yettin de arttın canımaseni sayıyla mı verdiler,
sus da huzur ver bana
yoruldum kadın yoruldum sus da erdir beni rahata

Kadın susar…
bir düğüm oturur o an boğazına
işte o zaman kadın değil hayat susar aslında
susar ve sana lazım kadını da alıp gider yanında

Salonun ortasında sofra kurarsın gazete kağıtlarına
geceden kalma dostlar bulursun koltuklarında
her gün çeşit çeşit yüz uyanır yatak odanda
memnun olursun bıraktığın eşyanı yerinde bulduğuna
klozetin kapağına keyifle bakarsın her defasında
birkaç gün sonra itler bile kafasını sokmaz mutfağına
keyfin kaçar geç kaldın diye hesap soran olmadığında
ütülü gömleğin kravatın yetmez olur bir haftana
hasret kalırsın zili çaldığında kapının açılmasına
masanın karşısı boştur, tat kalmamıştır sofranda
çayın bile çay gibi değildir o doldurmadığında
aile meclislerine giremez olursun birkaç ay sonra
mutlu olursun iki çorap tekin aynı yerde durduğunda
köşedeki örümcekle muhabbete oturursun ağının ortasında
kovayla yer bezi sevinçle alkışlar seni görünce karşısında
sevinirsin karşı komşu elinde tabakla kapını çaldığında
her gece elin gitmeye başlar yanında bıraktığı boşluğa
çok geçtir yorulmak ne demekmiş farkına vardığında
ve sen pişman olursun
Konuşan kadınını susturduğuna

Sevil Esin' den alıntıdır.
.
.

11 Ekim 2009 Pazar

Afet ablanın çiftliği :)


Hep bir çiftliğim olsun isterdim
sonunda oldu işteeee :)
kabaklarım ve patlıcanlarım

hayvancıklarım

çileklerim ve kameriyem

ve kabaklarım...
Hiç işi gücü olmayanlar için bir oyun
ben çok sevdim, tam bana göre ...
Çok çalışıp, çok para kazanıp
topraklarımı büyütmem lazım
Çok çalışmam lazım çoookkk :)
.
.

10 Ekim 2009 Cumartesi

Yapılan iyilik çabuk unutulurmuş...


Bir kurdu avcılar fena halde sıkıştırmışlar. Kurt ormanda oraya buraya kaçmakta, ancak peşindeki avcıları bir türlü def edemez. Canını kurtarmak için deli gibi koşarken bir köylüye rastlar. Köylü elinde yabasıyla tarlasına girmektedir. Kurt adamın önüne çöker ve yalvarmaya başlar: "Ey insan, ne olur yardım et bana, peşimdeki avcılardan kaçacak nefesim kalmadı, eğer sen yardım etmezsen biraz sonra yakalayıp öldürecekler." Köylü bir an düşündükten sonra yanındaki boş çuvalı açar,kurda içine girmesini söyler. Çuvalın ağzını bağlar, sırtına vurur ve yürümeye devam eder. Birkaç dakika sonra da avcılara rastlar. Avcılar köylüye bu civarda bir kurt görüp görmediğini sorarlar, köylü "görmedim" der ve avcılar uzaklaşır. Avcıların iyice uzaklaştığından emin olduktan sonra köylü sırtındaki torbayı indirir, ağzını açar, kurdu dışarı salar. "Çok teşekkür ederim" der kurt, "Bana büyük bir iyilik yaptın.", "Önemli değil" der köylü ve tarlasına gitmek üzere yürümeye başlar. "Bir dakika" diye seslenir kurt: "Çok uzun zamandır bu avcılardan kaçıyorum, çok bitkin düştüm, açım, kuvvetimi toplamam için bir şeyler yemem lazım ve burada senden başka yiyecek bir şey yok."Köylü şaşırır: "Olur mu, ben senin hayatını kurtardım." "Yapılan iyiliklerden, verilen hizmetlerden daha çabuk unutulan bir şey yoktur" der kurt. "Ben de kendi çıkarım için senin iyiliğini unutmak ve seni yemek zorundayım." Bir süre tartıştıktan sonra, ormanda karşılarına çıkacak olan ilk üç kişiye bu konuyu sormaya ve ona göre davranmaya karar verirler. Karşılarına önce yaşlı bir kısrak çıkar. "Ne vefası" der kısrak, "Ben sahibime yıllarca hizmet ettim, arabasını çektim, taylar doğurdum, gezdirdim. Ve yaşlanıp bir işe yaramadığımda beni böylece kapıya koydu..."Bir sıfır öne geçen kurt sevinirken bir köpeğe rastlarlar. "Ben hizmetin değerini bilen bir efendi görmedim" der köpek, "Yıllardır sadâkatle hizmet ederim sahibime, koyunlarını korurum, yabancılara saldırırım, ama o beni her gün tekmeler, sopayla vurur..." Kurt köylüye döner, "İşte gördün" der. Köylü De son bir çabayla "Ama üç diye konuşmuştuk, birine daha soralım, sonra beni ye" diye cevap verir. Bu kez karşılarına bir tilki çıkar. Başlarından geçenleri, tartışmalarını anlatırlar. Tilki hep nefret ettiği kurda bir oyun oynayacağı için keyiflenir. "Her şeyi anladım da" der tilki, "Bu küçücük torbaya sen nasıl sığdın?" Kurt bir şeyler söyler, tilki inanmamış gibi yapar: "Gözümle görmeden inanmam..." İşin sonuna geldiğini düşünen kurt torbaya girer girmez, tilki köylüye işaret eder ve köylü torbanın ağzını sıkıca bağlar. Köylü eline bir taş alır ve "Beni yemeye kalktın ha nankör yaratık" diyerek torbanın içindeki kurdu bir süre pataklar. Sonra tilkiye döner "Sana minnettârım, beni bu kurttan kurtardın" der. Tilki de "Benim için bir Zevkti" diye cevap verir. O an köylünün gözü tilkinin parlak kürküne takılır, bu kürkü satarsa alacağı parayı düşünür ve hiç beklemeden elindeki taşı kafasına vurup tilkiyi öldürür. Sonra da torbanın içindeki kurdu ayağıyla dürter: "Haklıymışsın kurt, yapılan iyilikten daha çabuk unutulan bir şey yokmuş..."....
.
.

9 Ekim 2009 Cuma

Fare yürekli...

Kedi korkusu ile devamlıendişe içinde yasayan bir fare vardır.Büyücünün biri fareye acır ve onu bir kediyedönüştürür. Fare, kedi olmaktan son derecemutlu olacağı yerde bu kez de köpekten korkmayabaşlar. Büyücü bu kez onu bir kaplanadönüştürür. Kaplan olan fare, sevineceği yerdeavcıdan korkmaya baslar. Büyücü bakar ki, neyaparsa yapsın farenin korkusunu yenmeye imkan yok.Onu eski haline döndürür.Ve der ki,'Sen cesaretsiz ve korkak birisin. Sende sadece birfarenin yüreği var. O yüzden ben sana yardim edemem.
.
'Ünlü yazar Shakespeare, bu konuda söyle diyor :
.
'İnsanların çoğu Sevmekten korkuyor, kaybetmekten korktuğu için..
Düşünmekten korkuyor, sorumluluk getireceği için.
Konuşmaktan korkuyor, eleştirilmekten korktuğu için.
Yaşlanmaktan korkuyor, gençliğin kıymetini bilmediği için.
Unutulmaktan korkuyor, dünyaya iyi bir şey vermediği için.
Ve ölmekten korkuyor, aslında yaşamayı bilmediği için...'
.
.

8 Ekim 2009 Perşembe

Türk kadınına seçme, seçilme hakkı...

Türk Kadınına Seçme ve Seçilme Haklarının Verilmesi Medeni Kanun ile erkeklerle eşit haklara sahip olan Türk kadınına, 3. TBMM tarafından 3 Nisan 1930' da kabul edilen bir yasa ile belediye seçimlerine katılma hakkı tanınmıştır. 1931 yılında da Türk kadını ilk kez tıp dünyasında varlığını göstermiş ve ilk kadın cerrahımız çalışmaya başlamıştır. 4 Mayıs 1931' de ilk toplantısını yapan IV. TBMM tarafından 26 EKim 1932' de kabul edilen bir yasa ile Türk kadınına muhtar, köy ihtiyar kurulu üyeliğine seçilme ve seçme hakkı tanınmış; ertesi yıl da, 8 Ekim 1934' de kabul edilen ve 5 Aralık 1934'de yürürlüğe giren bir başka yasa ile kadın-erkek eşitliği alanında bütün haklar, "Kadınlara Milletvekili Seçme ve Seçilme Hakkı" nın tanınmasıyla verilmiş oluyordu. Atatürk' ün Kadın Hakları Konusundaki Görüşleri ve Gerçekleştirdikleri, bugün dünya aydınlarının ve Birleşmiş Milletler Teşkilatı 'nın yaymaya çalıştığı kadın hakları ile ilgili görüşler, Atatürk tarafından çok önceleri dile getirilmiş ve çoğunlukla da uygulama alanına sokulmuştur
.
.

Giden gitmiştir...

Gidene kal demek zavallılara,
Kalana git demek terbiyesizlere,
Dönmeyene dön demek acizlere,
Hak edene git demek asillere yakışır.
Kimseye hak etmediğinden fazla değer verme,
yoksa değersiz olan hep sen olursun...
.
.

SEN...

Sen yalnızlığına inat bütün bir geceyi, sevgilinin düşüyle geçirebilirmisin?
Gelmeyeceğini bile bile sanki her an kapıdan girecekmiş gibi gözünü kırpmadan sabah'a kadar bekleyebilirmisin?

Bu güne kadar ne yaşadıysan yaşadın, bunların hepsinden sıyrılıp, özünü asla kaybetmeden yeni bir kimlikle başka dünyalar kurup yeni hayatını mutlu kılmak için uğraşabilirmisin?

Yağmurun altında aklında sevgilin, dudağın da onu anlatan bir şarkıyla mırıldanarak saatlerce yürüyebilirmisin?

Oysa herkez kaçmaktadır yağmurdan.
Seni ıslatanın aslında yağmur değil AŞK olduğunu anlayabilirmisin?

Yüreğini cesurca açıp bazen ağlamayı, bazen de ümitsizce beklemeyi, bazen öfkelenmeyi ve herkesin huzurlu olarak nitelediği sakin, beklentisiz ve sürprizlere kapalı hayatı'nı terk etmeyi göze alabilirmisin?

Özleminin küçücük bir kordan, kentleri yakacak bir yangına dönüşmesine izin verebilirmisin?

Elde ettiğin her şey senin olsun.
Sen yarın için bir hayal kurabilirmisin?

Arzuladığın sevgiliye kavuşmanın hayalini kurmaya cesaret edebilirmisin?

Bunu yaparken başkalarının sana APTAL deme riskini göze alabilirmisin?

Hiç bir şey düşünmeden, sadece o anı yaşamak yüreğini, beynini, bedenini,çoşkunun ve hazzın kucağına teslim edebilirmisin?

Nerde olduğunu, kim olduğunu, kimlerle olduğunu unutup, sıyrılıp kaygılarından dans edebilirmisin saatlerce?

Hem kendini, hem sevgilini hatalarıyla, değiştirmeden kabul edebilirmisin?

Her güne yeni bir isim verip başka başka anlamlar katabilirmisin?

Hiç kimsenin görmediği güzellikleri fark edebilirmisin?

Ruhuna ihanet etmeden sadece yüreğinin sesini dinleyerek ve yüreğin sana o dedikçe o'nun izinden gidebilirmisin?

SEN GERÇEKTEN BANA AŞIK OLABİLİRMİSİN?
SAHİ; SEN BENİ;
BENİM SENİ SEVDİĞİM KADAR SEVEBİLİRMİSİN?...........
.
Alıntı
.
.

6 Ekim 2009 Salı

Üç maymun :)

4 Ekim dünya hayvanları koruma gününde yazdığım yazıya
kızım yorum yapmış : Nasıl büyüdüysem öyle büyütüyorum diye
şimdi bu fotoğrafı koymasam olmazdı değilmi?..
Geçen yıl bir çaybahçesinde karşılaştıkları maymun..
Tabii dooğru benim kedikızımın omuzuna..
Soldansağa maymun, axikedi ve Poyraz
bana göre üç maymun :)
canlarım benim.
.
.
.

5 Ekim 2009 Pazartesi

Birazda gülelimmi ?..

Bir elektirik süpürge satıcısı bir gün bir apartman girip bir evin kapısını çalmış.Kapıyı açan bayana bu elimde gördüğünüz at pisliğini eve dökecem demiş... ve bir kova at pisliğini olduğu gibi eve savurmuş. Adam eğer 10 dakika içinde burayı elektirikli süpürgeyle temizlemezsem bu pisliği yiyecem demiş.
Kadın adamın yüzüne bakarak bir de domates sosu istermisiniz elektirik kesikte...
.
.
.

4 Ekim 2009 Pazar

4 Ekim dünya hayvanları koruma günü...

Bügün 4 ekim
dünya hayvanları koruma günü
ne yaptım ettim çok kısacıkta olsa
bu yazıyı eklemeyi başardım..
Ben annekediyim ya...
Yazmazsam olmazdı değilmi?..
Bugün dünyaya sadece onların gözünden bakın
ve dünyanın ortak yaşam alanı olduğunu unutmayın
Fotoğraftakiler: Oğlum Serhan,
yavru kedilerimizden biri sarman,
sekizyıl yatağımda, koynumda beslediğim
ve epilepsi sonucunda melek olan
maymunumuz Cancan :(

(fotoğraf yirmiyıl öncesine aittir)

işte ben evlatlarımı böyle büyüttüm
lütfen sizlerde çocuklarınıza
hayvan sevgisi aşılayın.
Hayvanların bizim korumamıza
ihtiyacı olduğu kadar
bizimde hayvanlara ihtiyacımız var.



3 Ekim 2009 Cumartesi

Pc nin azizliği...

Bu seferde bilgisayarım beni terketti...
Garibim format kurbanı oldu. Tam da hafta sonuna denk geldi.
Bu yüzden ziyaretinize gelemeyeceğim için çok üzgünüm...Hepinize sevdiklerinizle birlikte sağlıklı, mutlu, çok güzel bir haftasonu diliyor ve kocamaaan sevgilerimi bırakıyorum..
Afet
.

2 Ekim 2009 Cuma

Poyraz' ın kek günleri :)

Torunum bize geldiğinde
kırılmış, dökülmüş, kirlenmiş
hiç önemli değil,
burası anneannesinin yatağı bile olsa,,
yeterki "o" memnun olsun,
kek kabını yalamayı çok seviyor
annesinin elinden kapmış
yatağıma getirmiş :)
( bu arada axsikedi delirdi tabii )
bende herzaman olduğu gibi
hemen fotoğrafladım.
Yıkanır, paklanır, temizlenir, toplanır
yeterki onun gönlü hoş olsun
benim Poyraz'ımın canı sağolsun :)
Anneannesi yer onu yer, yerrr.....
.
.
.

Cemal Safi' den....


Vurduğun her yerden gül biter sanma
Sen beni ilk defa yaralamadın.
Ben sana kul köle olurdum amma
Sen bana bir günlük yar olamadın.
*****
Bu kadar yüklenmek var mı susana
Yerimde olup da çıldırmasana
Ben gönül köşkümü açtım da sana
Sen sokak kapını aralamadın.
*****
Hançerle mavzerle yıkılmazdım da
Süründüm aklımı senle bozdum da
Ben sana yüzlerce roman yazdım da
Sen bana bir satır karalamadın.
*****
On bin de bir kula kısmet olsam da
Kadrimi bilmedin nimet olsam da
Ben senin bağına rahmet olsam da
Sen benim dağıma kar olamadın.
*****
Kalplere şifalar sunan meyvaydım
Her keyfe kedere derde devaydım
Ben senin bahtına gülen ayvaydım
Sen bana ağlayan nar olamadın.
*****
Yıllara mal oldu gözümden düşmen
Ey şimdi aynayla kavgalı düşman
Her zaman mahçupsun her zaman pişman
Sen kendi kendine yar olamadın.
*****
CEMAL SAFI
***
**
*

..

1 Ekim 2009 Perşembe

Gölge oyunu :))






Yaramaz kızım fıstık...
Bi Maaşallah ı hak ediyor değilmi :)
.
.
.

Emar...


HASTAHANE HİKAYELERİM
Üç gündür hastahaneye gidip geliyoruz.
Dün , önceden yapılmış olan tahlillerimi dahiliyeye gösterdik. Meğerse ben ciddi bir tansiyon hastasıymışım. Kanım koyuymuş, birazcıkta kolestrol varmış. Eğer ailemden birinde şeker varsa bende bir süre sonra şeker kadın olabilirmişim...
Ömür boyu tansiyon ilacı kullanacakmışım...
Dahiliyeden sonra ortopediye gittik, opere edilen bacağımda epeyce bir şişlik ve sertleşme vardı..Doktor emar istedi. Randevu için gittiğimizde hemen ertesi güne randevu verdiler, gözlerime ve kulaklarıma inanamadım.
Ertesi gün ( dün) emar çekildi. Pazartesi günü sonuçları belli olacak, eğer damarlarda veya sinirlerde yanlış bir bağlantı varsa tekrar ameliyat derler diye çok korkuyorum :(
Şimdilik benden haberler bu kadar. Salı gününe kadar hastahane lafı duymak istemiyorum. Nerelere kaçsam ki ?....
.
.
.