27 Kasım 2009 Cuma

Kurban bayramı :(

Bir canı almak yerine, ona yaşama hakkı vermek...
Bir-iki güne kadar danalar, koyunlar, koçlar, kuzular kaçmaya başlayacaklar.
Elinde satır olan insan kovalayacak.
Kanlı, korkulu, sonunda kaçınılmaz biçimde "ölüm" olan bir mücadele başlayacak.
Televizyonlar-gazeteler bu görüntüleri gösterecekler haberlerde, gören çocuklar ağlayacaklar.
Eğitimciler, doktorlar, akıllı insanlar "Kurban kesme eylemini çocuklardan gizli yapın" diyerek akıl verecekler.
Çoğumuzun aklına bile gelmeyecek:Çocuklardan gizli bir ibadet olabilir mi?..
Ben "Kurban parasını vermek olmaz, kan göreceksiniz" diyen bir din öğretisini asla kabul edemem.
Bu İslam gibi "aklı ve gelişmeyi" emreden bir dinin kuralı olamaz, olmamalı.
Bağışlayın...
Onlarca güvenilir, saygın yardım kurumu bir canlının boğazını kesmek yerine vereceğiniz kurban parasını bekliyor.
Çocuklara çağdaş bakım lazım, bilgisayar lazım, ayakkabı lazım, oyuncakları yok yetim-öksüz çocukların.
Doktorların et yemeyi dahi yasakladıkları kimsesiz yaşlılara ilaç lazım, bir mintan, bir terlik, bir tekerlekli sandalye lazım.
45 bin yetim...Yardım bekleyen 17 bin kimsesiz yaşlı var.
Bir canlıyı yatırıp boğazını keserek canını almak yerine...
O parayı canlarımızın bakımlı, huzurlu, mutlu yaşamaları için vermek bir yüce inanca aykırı olabilir mi?*
Bağışlayın...Bağışlayın ve o akşam yatağında gülümseyerek uyuyan çocuğunuza daha farklı sarılın.
Onun kulağına; bir can almak yerine, üzerini örtecek kimsesi olmayan çocuklara... Sıcak yuvasını yitirmiş yaşlılara yardım ettiğinizi fısıldayın.
.
Bu bayram bir can bağışlayın.

Bekir Coşkun
Aralık 2006
.
Bekir Coşkun' a katılıyorum ve sizlerden rica ediyorum;
Lütfen benim kurban bayramımı kutlamayın,
çünkü benin için bu kanlı bayram azaptan başka birşey değil.
.
.

24 Kasım 2009 Salı

24 Kasım öğretmenler günü...

Değerli öğretmenlerimizi bu özel günde kutluyor,
bizleri ve gelecek nesillerimizi
Atatürk ilke ve inkilaplarına bağlı olarak yetiştiren
tüm öğretmenlerimize saygılarımı sunuyorum.

.
.


23 Kasım 2009 Pazartesi

Deniz kabuklarının size söyleyecekleri var ;

Uzun uzun yıllar evveldi....
Uzak sahillerin, nemi yaprağı üzerinde, yemyeşil ormanlarındagüzeller güzeli bir kız yaşarmış.......
Adı yokmuş..Bir isme de, ihtiyacı yokmuş zaten.Duyamaz ve konuşamazmış, O......
Tüm gün topladığı deniz kabuklarıyla uğraşırmış sadece.....
Her sabah uyandığında,"acaba bugün, hangi deniz kabukları bulma şansına sahibim" diye merak duyarmış.....
Kime sor sanız, tüm deniz kabuklarının birbirine benzediği o uzun sahillerde, o aylardır yıllardır hep mutlu ve her günü ayrı bir umut ve güzellik içinde, heyecanla yaşamaktaymış.....
Çünkü Ozamanın,sevenler için sonsuz olduğuna inanırmış......
Çünkü O,zamanın,sevinenler için kısaüzülenler için çok uzun,korkanlar için çok hızlı ,bekleyenler içinse çok yavaş olduğunu, bilirmiş......
O, sonsuzu seçen, seven , ama çok seven bir yüreğe sahipmiş......
Topladığı ve dokunduğu her deniz kabuğu ile, yüreğine bir parça daha sevgi biriktirmekteymiş......
O, deniz kabuklarında, kulaklarıyla duyamadığı, bilinmez nice sesleri dinlemekteymiş aslında......
Yüreğinin kumsalları ve suları, ona hiç gitmediği, hiç görmediği kıyıların, nice hikayelerini anlatır durularmış......
Dünya, onun yüreğinde atarmış...
Dünya, onun yüreğinde ses verirmiş evrene......
O, dünyayı yüreğinden işitir, bilir ve yaşarmış......
Bazen işittiklerimiz, yeter . sanırız...
bildiklerimiz gerçek sanırız.......
Ve bunlar mutlu etmez bizi.....
Çünkü mutluluk;duyamadıklarımızda, gidemediklerimizde,fark edemediklerimizdedir....
Oysa, görebildiklerimizden, daha fazlasıdır gerçekler........
Günlük döngüler içinde, Sevdiklerimizle ve kendimizle paylaşabileceğimiz şeylerden uzak kalarak yaşıyoruz hayatlarımızı maalesef.....
Hayat bu olmamalı.. Işler hiç bir zaman durulmayacaktır ki, hep yoğun, hep çok olacaktır......
Ama sular bile durulur.
Durulur ve durulanır o zaman su; sedeflenir, sakinliğin, dinginliğin tatlı huzuru , derinliği aks olur kumsallarda.....
Bu hayattır işte.. Hayat oradadır...
Dinlerken, beklerken, izlerken, durulanırken..
Hayat orada yaşanır gerçek anlamda..
Oysa bizler mekanik ve elektronik bir dünyaya hapis vaziyette şuursuz yaşıyoruz, "hayat, bu" diye.....
Yaşamımızı, hayata ve kendimize endeksleyebilmeliyiz...
Gerçekle, doğru arasındaki farkı görebilmeliyiz......
Hepimiz ....
Gerçekten mutlu olmak,sadece yüreğin işidir...
Yüreklerimize fırsat vermeliyiz.....
Her yeni güne başlarken,hangi deniz kabuğuna dokunarak,bilinmedik hangi yaşama katılacağımız şansına gülümseyerek,umutla uyanmalıyız......
Var olmanın güzelliği bu olsa gerek...
Acaba, bugüne kadar,yüreğinizde kaç deniz kabuğu biriktirmişsinizdir ?Sen...,bugün hangi deniz kabuğunu dinledin,ve bugün kaç deniz kabuğu topladın?
Insanın yüreği, belki de, deniz kabuklarından örülü olmalı.
Her yürek, bir . kumsal olmalı belki de......
Kumsal gibi sonsuz olmalı.....
Kum tanelerinin kristallerinde, nice deniz çiçekleri, sedefleri açtırmalı her gün için..
Ve, her mevsimde ebruli olmalı o kumsal,her koşulda kumsalda olmalı varlığımız.
Mesela, yazı, kumsal mevsimi biliriz sadece. Fakat, kışın da, oradayızdır.. Insanlar nedense, kumsalları, sadece yazın fark ederler......
Ne talihsizlik.!
Tıpkı, yüreklerimizi de, aynı talihsizliklerle fark edemediğimiz gibi
Belki de, maviyi görmek değildir önemli olan..
Belki, bakışlarımız gökyüzüne yöneldiğinde, önce, uçurtmayı görebilmeli gözlerimiz..
Önce uçurtmayı görebilirsek, mavileri de yakalarız zaten......
Uçurtma, mavidedir nihayetinde....
Eğer her gün, yeni bir var olma çiçeği açıyorsa gözlerimizde ve yüreğimizin ebruli kumsallarından, yepyeni deniz kabukları, sedefler toplayabiliyorsak, yokluk yok demektir, değil mi?Ve her sabah ya da akşam üstleri,sulanmalı mutlak o var oluş çiçeklerimiz.......
Güne ya da akşama başlarken yürek su ister......Çiy ister... Şebnem ister......
İnsanın en yalnız olduğu zaman dilimlerdir, sabahın eri ve akşamüstleri.......
Insanın en çok kendi olduğu, kendinde ve kendiyle olduğu vakitlerdir onlar.
Doğrularımızdan, gerçeğe yönelik yolculuğun başladığı vakitlerdir.
Sonsuza uzanan, uzanması gereken yürekler yollarını çiçeklendirme ve deniz kabuklarını sevgilendirme vakitleridir.
Doğrularınıza sahip çıkın. Kendinizi yakalayın.Sonsuzluğu, kendinizden esirgemeyin.
.
Bakın, dinleyin, dokunun, deniz kabuklarının size söyleyecekleri var..
Yüreğinizin, ebruli kumsalından ayrılmayın.
.
.
Alıntı
.
.

21 Kasım 2009 Cumartesi

Gözlerine bakarken...

Gözlerine bakarken
güneşli bir toprak kokusu vuruyor başıma,
bir buğday tarlasında, ekinlerin içinde
kayboluyorum...
Yeşil pırıltılarla uçsuz bucaksız bir uçurum,
durup dinlenmeden değişen ebedi madde gibi gözlerin:
sırrını her gün bir parça veren
fakat hiç bir zaman
büsbütün teslim olmayacak olan...
.
Nazım Hikmet Ran
.
.
Tablo: Vincent Van Gogh
.
.

20 Kasım 2009 Cuma

İğne iplik...

Birgün padişahın huzuruna bir adam getirmişler..
Adamın bir hüneri varmış.. 100 adım öteden fırlattığı ipliği, 100 adım ötedeki iğnenin deliğine geçiriyormuş.. Bunu başarmak tam 40 yılını almış..
Padişah"göster bakalım hünerini" demiş..
Adam iğneyi bir sehpaya saplamış, sonra 100 adım geri gitmiş ve ipliği fırlatmış.. İplik iğnenin deliğinden geçmiş..
Padişah"tekrarla, tesadüf olmasın yoksa" demiş..
Adam tekrarlamış, gene isabet..
Padişah tam 10 kere tekrarlatmış, 10'unda da iplik hedefi bulmuş..
Padişah veziri çağırmış,"Şu adamı ödüllendirin.. 100 altın verin, 100 de sopa vurun"
Adam"aman padişahım bu nasıl ödül" demiş..
Padişah da " 100 altın hünerin için, 100 sopa da böyle lüzumsuz bir işe yıllarını harcadığın için"
.
.

18 Kasım 2009 Çarşamba

Kimlere emanetiz ...

500 kisiden biraz fazla çalısanı olan
ve bu çalışanların tümünün suç işlediği bir kurum/şirket düsünün:
.
* 29 kisi esine karsi siddet kullanmakla suçlanmis,
* 7 kisi sahtekarlik suçundan tutuklanmis,
* 19 kisi karsiliksiz çek yazmaktan suçlu,
* 117 kisi dogrudan veya dolayli olarak en az iki isinde iflas etmis,
* 3 kisi tecavüzden yatmis,
* 71 kisi kötü kredi geçmisi sebebiyle kredi karti alamiyor,
* 14 kisi uyusturucu ile ilgili suçlardan tutuklanmis,
* 8 kisi magazada hirsizlik yaptigi için tutuklanmis,
* 21 kisi halen bir davada sanik olarak yargilaniyor,
* 84 kisi geçen sene içinde sarhos olarak araç kullanmaktan tutuklanmış
.
Bunun hangi kurum / sirket olabilecegini tahmin edebilir misiniz?
TBMM
Bu araştırmayı son seçimden sonra tempo dergisi yapmış. bir süredir de internette dolaşıyor. Eğer araştırma doğruysa seçimlerde adaya değilde partiye oy verme işine son vermeliyiz.
.
En basit işe girerken sabıka kaydı istenen bir ülkede bizi yönetmeye aday olanlardan biz seçmen olarak sabıka kaydı almıyoruz ~
.
http://www.uludagsozluk.com/ 'dan alınmıştır.~
.
.

13 Kasım 2009 Cuma

Hiç düşündünüz mü ?...

DÜŞÜNDÜNÜZ MÜ?
.
Kırılıveren bir bardak, parçalanmış bir ayna.. Doğruca çöp poşetine.. kenarı kesici şekilde açık bırakılmış konserve kutuları.. traş bıçakları... sivri uçlu eski eşyalar.. en fenası da yemek kokularına bulanmış mutfak çöpleri.. Kullanılmış ilaçların kalıntıları, bayanların saç boyalarından arta kalan kimyasallarla dolu poşetler.. daha sayayım mı? .. maalesef b...u bebek bezleri ve yine kadın petleri.. uluorta...Onları beslemeyi kimse düşünmediği için çöplerden doyarak mutlu mutlu yaşadıkları sanılan zavallı hayvanlar bu saydıklarımın içinde kokusunu duyarak gelip aradıkları üç beş lokmanın peşindeler.. çoğunun yüzünün yaralı, ağızlarının kesik ve enfeksiyon olma sebebi budur..Elinizi bile sürmeye çekinerek sokağın ortasına “pattt danak” atıverdiğiniz o poşetler patlıyor.. Tabi kimse gelip sizi barınağa ya da itlafa götürmeyeceği için her hafta yapıyorsunuz aynı şeyi..Yapmayan iyi insanlara teşekkür etmeden de geçmeyelim..Cam kırıklarını gazetelerle elli kere saran, iğne uçlarını zararsız hale getiren, özel atıklarını özenle paketleyerek çöp yapabilen az sayıda da olsa medeni ve iyi insan var...
Şimdi bu yazıdan sonra bir kere daha düşünün..
ÇÖPLERİNİZ CAN ALMASIN...
Tıbbi atıkları, kesici delici çöpleri daha bir özenle koyun poşetlerinize.. Sokak hayvanlarını yeterince doyurup çöplerden uzak tutabildiğimiz günler uzak değil.. Ama o vakte kadar biraz özen.. Sonra çatıdan sallayın isterseniz çöplerinizi... nasılsa temizlik, düzen, intizam gibi değerler artık çok uzak... umutsuz yazmışım değilmi.. evet öyle.. iki yıl önce yazmıştım benzeri bir yazıyı ve değişen birşey olmadığını görmek umutsuzlaştırdı biraz..Açlıktan neredeyse sürünerek geldiği çöpteki bir lokma ete ulaşmak için iğrenç petler, yüzünü kesen konserve kutuları ve onca pis atık aşarak doymaya çabalayan zavallı hayvanları bir kez olsun düşünmeli her insan....orada yemeye çalıştığı iki lokmadan sonra gecenin sessizliğinde karnına giden bir madde ya da kimyasal yüzünden gün ışıyana kadar acı çekenleri hep hatırlayın.. onlara birşey olmaz diyen cahillere anlatın..
.
ONLARA ÇOK ŞEY OLUR, VE OLUYOR..
.
.
Alıntıdır
.