06 Şubat 2010 Cumartesi

Sevgi



Hintli bir adam, suda çırpınan akrebi kurtarmak için parmağını uzatır
ama akrep onu sokar.
Hintli çabasını sürdürür akrep tekrar sokar.
Onları seyreden birisi;- “Vazgeç bu sevdadan baksana seni sokuyor.” der.
Hintli şöyle cevap verir; - “Sokmak akrebin doğasında var, neden onun doğasında sokmak var diye ben karakterimin bir parçası olan sevmekten vazgeçeyim?”

.

04 Şubat 2010 Perşembe

Çay...


Hayat dediğin bir çay,
İnsan ise sadece bir şeker.
Karıştırdıkça hayattan tad aldığını sanırsın,
Oysaki;
Hayatın seni erittiğini çay bitince anlarsın.
.
.

28 Ocak 2010 Perşembe

Neyzen Tevfik

Ne ararsın Tanrı ile aramda?
Sen kimsin ki orucumu sorarsın?
Hakikaten gözün yoksa haramda,
Başı açığa neden türban sorarsın?
Rakı, şarap içiyorsam sana ne.
Yoksa sana bir zararım içerim.
İkimiz de gelsek kıldan köprüye
Ben dürüstsem sarhoşken de geçerim.
Esir iken mümkün müdür ibadet?
Yatıp kalkıp Atatürk'e dua et.
Senin gibi dürzülerin yüzünden,
Dininden de soğuyacak bu millet.
İşgaldeki hali sakın unutma,
Atatürk'e dil uzatma sebepsiz.
Sen anandan yine çıkardın amma,
Baban kimdi bilemezdin şerefsiz...
.............................................
.
57 YIL ÖNCE BUGÜN (28 OCAK 1953 TE )NEYZEN TEVFİK KOLAYLI iSTANBUL'DA VEFAT ETTİ. ...1879 DA BODRUM'DA DOĞDU.
Ney çalma tutkusu yüzünden İzmir'deki İdadi öğrenimini yarıda bıraktı.
İzmir Mevlevihanesinde şair Eşref ve Tokadizade Şekip gibi aydınların arasında yetişti.
1899 da İstanbul'a geldi.
1903 te Abdülhamid'in BASKISINDAN.... SIKILARAK 5 YILLIĞINA MISIR'A GİTTİ. KESKİN BİR HİCİV USTASIYDI.
Ney konserleri , yazı ve plaklarının düşük geliriyle yaşadı.
.
iŞTE Neyzen'den 4 satır:
.
Kuru laflar ile endişemi ihlal etme,
Kulak asmaz davula dinleyen elbette kösü.
Bu mudur ahsen-i takvim ile medheylediğin?
BU MUDUR İNSAN DİYE HALK ETTİĞİN EŞEK SÜRÜSÜ.......................
.
Neyzen Tevfik..... Saygıyla...Sevgiyle
.
.

19 Ocak 2010 Salı

Değerini bilmediklerin...

Elinde bir papatyan vardir;
ama sen hep bir gülün olsun istersin.
Gülü bulmak için papatyadan vazgeçersin.
Gün gelir de gülünü bulamayinca
papatyana geri dönmek istersin;
ama bilmezsin ki senin değerini bilmediğin papatyan
artik başkasinin gülü olmuştur.
.
.

15 Ocak 2010 Cuma

Nazım Hikmet' in anısına...

Seni hiç unutmadık sevgili Nazım
Nesiller boyu daha nice 107 yıllar unutulmayacaksın.
Işığın bol olsun güzel insan.

Belki ben
o günden
çok daha evvel,
köprü başında sallanarak
bir sabah vakti gölgemi asfalta salacağım.
Belki ben
o günden
çok daha sonra ,
matruş çenemde ak bir sakalın izi
sağ kalacağım...
Ve ben
o günden
çok daha sonra:
sağ kalırsam eğer,
şehrin meydan kenarlarında yaslanıp
duvarlara
son kavgadan benim gibi sağ kalan
ihtiyarlara,
bayram akşamlarında keman
çalacağım...
Etrafta mükemmel bir gecenin
ışıklı kaldırımları
Ve yeni şarkılar söyleyen
yeni insanların
adımları...
.
Nazım Hikmet Ran


.

.

08 Ocak 2010 Cuma

Güven...

Ask... Dostluk... Güven...
Bir zamanlar üç arkadaş varmış. Ask, Dostluk ve Güven.Üçü bir arada oldu mu harikaymış her şey...
Gün gelmiş askın isi çıkmış......
Eh meslek bu kolay mı?
Ama dostlarından ayrılmadan önce söz vermiş onlara.Beni özlediğinizde gelin demiş; uzaklarda olmayacağım. Nerde gözleri arzuyla dolu birbirlerine bakan bir çift görürseniz ben ordayım. Ve ayrılmış yanlarından...
Peki demiş Dostluk Güvene; madem öyle ben de yoluma düşeyim... Görev çağırır... Ama merak etme, nerde birlikte ağlayan iki insan görürsen iste beni orada bulursun...
Güven ağzını açmış veda etmek için ama Dostluk ayrılmış arkadaşının yanından onun son sözünü dinlemeden... Ve gitmiş uzaklara.
Güven sessizce içinden geçirmiş elinde olmadan...

"BENİ KAYBEDERSENİZ BİR DAHA ASLA BULAMAZSINIZ..."
.
.

01 Ocak 2010 Cuma

Murathan Mungan'dan...


MIRILDANDIKLARIM
.
Kırdın mı incittin mi birilerini
Kimleri kazandım, yitirdiklerim kimler.
Kendimi yeniledim mi yazdıklarımda?
Yeniden düşünmeliyim
Dostluklarımı, ilişkilerimi
Gözlerim çocukluk fotoğraflarında mı kaldı
Yitirdim mi yoksa masumiyetimi? Borçlarımı ödedim mi?
Doğru seçtim mi soruların fiillerini?
Tırnaklarım kesilmiş, dişlerim fırçalanmış, saçlarım taranmış,
giysilerim ütülü, odam düzenli mi?
Geri verdim mi aldıklarımı:
Aşkları, dostlukları, sevgileri, güvenleri, bağları,
Kitaplara, sayfalara, satırlara borcumu ödedim mi?
Yokladım mı duygularımı
Hala sevebiliyor muyum insanları?
Ovmalı gümüşleri, bakırlarımı; cila geçmeli ahşaplarıma
ovmalı umutları
Saklı tutmalı gelecek inancını, yarınları eksik etmemeli ağzımızdan
Ey uzak akrabalarım, üvey aşklarım
Mevsim sonu dostlarım, işporta malı ayrılıklar
Arkadaş ölümleri, dost hançerleri, talan ettiğimiz zulalar
Gece telefonları, ıssız konuşmalar
Mağrur incelikler, vurgun yemiş ilişkiler
Uçurum duygusuyla yaşadığımız hayat ey
O kadar çok anlattım ki
Kendime kaldım anlatmaktan...
Bunaldım kendisiyle boğuşmasını
Başkalarında çözmeye çalışan insanlardan
Usandım sözcük oynamalarından, tılsımlı sıfatlardan,
Ofset duyarlılıklardan
Kaç zamandır duru, yalın, çalışkan, iyi insanlar özlüyorum
'içtenliğin' yada 'dünya görüşünün' kirletmediği
Kendime bir yeni yıl kartı yazarak bunları diliyorum
Aranıp duruyorum adresini yitirdiğim insanları
vitrin camlarına yansıyan yüzlerde
Bilmiyorum kalmış mıdır adresini yüzlerinde taşıyan insanlar
Hala bir umut var mıdır
Çikmaz bir sokağa benzeyen bu avare avunması vitrinlerde
Ne çıkmaz sokaktayım, nede mutsuz
Sadece rüzgarlardan daha güçlü olmak istiyorum o kadar
Açık denizlerde nice yolculuklara yelken açarken
Kış güneşinin mutlu ettigi bir kedi gibi mutlu, emin, tasasız
Sere serpe ve keyifli olmak tek isteğim ve dileğim
senin ve benim , yani bizim için...
.
((MURATHAN MUNGAN))
.
.