27 Kasım 2009 Cuma

Kurban bayramı :(

Bir canı almak yerine, ona yaşama hakkı vermek...
Bir-iki güne kadar danalar, koyunlar, koçlar, kuzular kaçmaya başlayacaklar.
Elinde satır olan insan kovalayacak.
Kanlı, korkulu, sonunda kaçınılmaz biçimde "ölüm" olan bir mücadele başlayacak.
Televizyonlar-gazeteler bu görüntüleri gösterecekler haberlerde, gören çocuklar ağlayacaklar.
Eğitimciler, doktorlar, akıllı insanlar "Kurban kesme eylemini çocuklardan gizli yapın" diyerek akıl verecekler.
Çoğumuzun aklına bile gelmeyecek:Çocuklardan gizli bir ibadet olabilir mi?..
Ben "Kurban parasını vermek olmaz, kan göreceksiniz" diyen bir din öğretisini asla kabul edemem.
Bu İslam gibi "aklı ve gelişmeyi" emreden bir dinin kuralı olamaz, olmamalı.
Bağışlayın...
Onlarca güvenilir, saygın yardım kurumu bir canlının boğazını kesmek yerine vereceğiniz kurban parasını bekliyor.
Çocuklara çağdaş bakım lazım, bilgisayar lazım, ayakkabı lazım, oyuncakları yok yetim-öksüz çocukların.
Doktorların et yemeyi dahi yasakladıkları kimsesiz yaşlılara ilaç lazım, bir mintan, bir terlik, bir tekerlekli sandalye lazım.
45 bin yetim...Yardım bekleyen 17 bin kimsesiz yaşlı var.
Bir canlıyı yatırıp boğazını keserek canını almak yerine...
O parayı canlarımızın bakımlı, huzurlu, mutlu yaşamaları için vermek bir yüce inanca aykırı olabilir mi?*
Bağışlayın...Bağışlayın ve o akşam yatağında gülümseyerek uyuyan çocuğunuza daha farklı sarılın.
Onun kulağına; bir can almak yerine, üzerini örtecek kimsesi olmayan çocuklara... Sıcak yuvasını yitirmiş yaşlılara yardım ettiğinizi fısıldayın.
.
Bu bayram bir can bağışlayın.

Bekir Coşkun
Aralık 2006
.
Bekir Coşkun' a katılıyorum ve sizlerden rica ediyorum;
Lütfen benim kurban bayramımı kutlamayın,
çünkü benin için bu kanlı bayram azaptan başka birşey değil.
.
.

24 Kasım 2009 Salı

24 Kasım öğretmenler günü...

Değerli öğretmenlerimizi bu özel günde kutluyor,
bizleri ve gelecek nesillerimizi
Atatürk ilke ve inkilaplarına bağlı olarak yetiştiren
tüm öğretmenlerimize saygılarımı sunuyorum.

.
.


23 Kasım 2009 Pazartesi

Deniz kabuklarının size söyleyecekleri var ;

Uzun uzun yıllar evveldi....
Uzak sahillerin, nemi yaprağı üzerinde, yemyeşil ormanlarındagüzeller güzeli bir kız yaşarmış.......
Adı yokmuş..Bir isme de, ihtiyacı yokmuş zaten.Duyamaz ve konuşamazmış, O......
Tüm gün topladığı deniz kabuklarıyla uğraşırmış sadece.....
Her sabah uyandığında,"acaba bugün, hangi deniz kabukları bulma şansına sahibim" diye merak duyarmış.....
Kime sor sanız, tüm deniz kabuklarının birbirine benzediği o uzun sahillerde, o aylardır yıllardır hep mutlu ve her günü ayrı bir umut ve güzellik içinde, heyecanla yaşamaktaymış.....
Çünkü Ozamanın,sevenler için sonsuz olduğuna inanırmış......
Çünkü O,zamanın,sevinenler için kısaüzülenler için çok uzun,korkanlar için çok hızlı ,bekleyenler içinse çok yavaş olduğunu, bilirmiş......
O, sonsuzu seçen, seven , ama çok seven bir yüreğe sahipmiş......
Topladığı ve dokunduğu her deniz kabuğu ile, yüreğine bir parça daha sevgi biriktirmekteymiş......
O, deniz kabuklarında, kulaklarıyla duyamadığı, bilinmez nice sesleri dinlemekteymiş aslında......
Yüreğinin kumsalları ve suları, ona hiç gitmediği, hiç görmediği kıyıların, nice hikayelerini anlatır durularmış......
Dünya, onun yüreğinde atarmış...
Dünya, onun yüreğinde ses verirmiş evrene......
O, dünyayı yüreğinden işitir, bilir ve yaşarmış......
Bazen işittiklerimiz, yeter . sanırız...
bildiklerimiz gerçek sanırız.......
Ve bunlar mutlu etmez bizi.....
Çünkü mutluluk;duyamadıklarımızda, gidemediklerimizde,fark edemediklerimizdedir....
Oysa, görebildiklerimizden, daha fazlasıdır gerçekler........
Günlük döngüler içinde, Sevdiklerimizle ve kendimizle paylaşabileceğimiz şeylerden uzak kalarak yaşıyoruz hayatlarımızı maalesef.....
Hayat bu olmamalı.. Işler hiç bir zaman durulmayacaktır ki, hep yoğun, hep çok olacaktır......
Ama sular bile durulur.
Durulur ve durulanır o zaman su; sedeflenir, sakinliğin, dinginliğin tatlı huzuru , derinliği aks olur kumsallarda.....
Bu hayattır işte.. Hayat oradadır...
Dinlerken, beklerken, izlerken, durulanırken..
Hayat orada yaşanır gerçek anlamda..
Oysa bizler mekanik ve elektronik bir dünyaya hapis vaziyette şuursuz yaşıyoruz, "hayat, bu" diye.....
Yaşamımızı, hayata ve kendimize endeksleyebilmeliyiz...
Gerçekle, doğru arasındaki farkı görebilmeliyiz......
Hepimiz ....
Gerçekten mutlu olmak,sadece yüreğin işidir...
Yüreklerimize fırsat vermeliyiz.....
Her yeni güne başlarken,hangi deniz kabuğuna dokunarak,bilinmedik hangi yaşama katılacağımız şansına gülümseyerek,umutla uyanmalıyız......
Var olmanın güzelliği bu olsa gerek...
Acaba, bugüne kadar,yüreğinizde kaç deniz kabuğu biriktirmişsinizdir ?Sen...,bugün hangi deniz kabuğunu dinledin,ve bugün kaç deniz kabuğu topladın?
Insanın yüreği, belki de, deniz kabuklarından örülü olmalı.
Her yürek, bir . kumsal olmalı belki de......
Kumsal gibi sonsuz olmalı.....
Kum tanelerinin kristallerinde, nice deniz çiçekleri, sedefleri açtırmalı her gün için..
Ve, her mevsimde ebruli olmalı o kumsal,her koşulda kumsalda olmalı varlığımız.
Mesela, yazı, kumsal mevsimi biliriz sadece. Fakat, kışın da, oradayızdır.. Insanlar nedense, kumsalları, sadece yazın fark ederler......
Ne talihsizlik.!
Tıpkı, yüreklerimizi de, aynı talihsizliklerle fark edemediğimiz gibi
Belki de, maviyi görmek değildir önemli olan..
Belki, bakışlarımız gökyüzüne yöneldiğinde, önce, uçurtmayı görebilmeli gözlerimiz..
Önce uçurtmayı görebilirsek, mavileri de yakalarız zaten......
Uçurtma, mavidedir nihayetinde....
Eğer her gün, yeni bir var olma çiçeği açıyorsa gözlerimizde ve yüreğimizin ebruli kumsallarından, yepyeni deniz kabukları, sedefler toplayabiliyorsak, yokluk yok demektir, değil mi?Ve her sabah ya da akşam üstleri,sulanmalı mutlak o var oluş çiçeklerimiz.......
Güne ya da akşama başlarken yürek su ister......Çiy ister... Şebnem ister......
İnsanın en yalnız olduğu zaman dilimlerdir, sabahın eri ve akşamüstleri.......
Insanın en çok kendi olduğu, kendinde ve kendiyle olduğu vakitlerdir onlar.
Doğrularımızdan, gerçeğe yönelik yolculuğun başladığı vakitlerdir.
Sonsuza uzanan, uzanması gereken yürekler yollarını çiçeklendirme ve deniz kabuklarını sevgilendirme vakitleridir.
Doğrularınıza sahip çıkın. Kendinizi yakalayın.Sonsuzluğu, kendinizden esirgemeyin.
.
Bakın, dinleyin, dokunun, deniz kabuklarının size söyleyecekleri var..
Yüreğinizin, ebruli kumsalından ayrılmayın.
.
.
Alıntı
.
.

21 Kasım 2009 Cumartesi

Gözlerine bakarken...

Gözlerine bakarken
güneşli bir toprak kokusu vuruyor başıma,
bir buğday tarlasında, ekinlerin içinde
kayboluyorum...
Yeşil pırıltılarla uçsuz bucaksız bir uçurum,
durup dinlenmeden değişen ebedi madde gibi gözlerin:
sırrını her gün bir parça veren
fakat hiç bir zaman
büsbütün teslim olmayacak olan...
.
Nazım Hikmet Ran
.
.
Tablo: Vincent Van Gogh
.
.

20 Kasım 2009 Cuma

İğne iplik...

Birgün padişahın huzuruna bir adam getirmişler..
Adamın bir hüneri varmış.. 100 adım öteden fırlattığı ipliği, 100 adım ötedeki iğnenin deliğine geçiriyormuş.. Bunu başarmak tam 40 yılını almış..
Padişah"göster bakalım hünerini" demiş..
Adam iğneyi bir sehpaya saplamış, sonra 100 adım geri gitmiş ve ipliği fırlatmış.. İplik iğnenin deliğinden geçmiş..
Padişah"tekrarla, tesadüf olmasın yoksa" demiş..
Adam tekrarlamış, gene isabet..
Padişah tam 10 kere tekrarlatmış, 10'unda da iplik hedefi bulmuş..
Padişah veziri çağırmış,"Şu adamı ödüllendirin.. 100 altın verin, 100 de sopa vurun"
Adam"aman padişahım bu nasıl ödül" demiş..
Padişah da " 100 altın hünerin için, 100 sopa da böyle lüzumsuz bir işe yıllarını harcadığın için"
.
.

18 Kasım 2009 Çarşamba

Kimlere emanetiz ...

500 kisiden biraz fazla çalısanı olan
ve bu çalışanların tümünün suç işlediği bir kurum/şirket düsünün:
.
* 29 kisi esine karsi siddet kullanmakla suçlanmis,
* 7 kisi sahtekarlik suçundan tutuklanmis,
* 19 kisi karsiliksiz çek yazmaktan suçlu,
* 117 kisi dogrudan veya dolayli olarak en az iki isinde iflas etmis,
* 3 kisi tecavüzden yatmis,
* 71 kisi kötü kredi geçmisi sebebiyle kredi karti alamiyor,
* 14 kisi uyusturucu ile ilgili suçlardan tutuklanmis,
* 8 kisi magazada hirsizlik yaptigi için tutuklanmis,
* 21 kisi halen bir davada sanik olarak yargilaniyor,
* 84 kisi geçen sene içinde sarhos olarak araç kullanmaktan tutuklanmış
.
Bunun hangi kurum / sirket olabilecegini tahmin edebilir misiniz?
TBMM
Bu araştırmayı son seçimden sonra tempo dergisi yapmış. bir süredir de internette dolaşıyor. Eğer araştırma doğruysa seçimlerde adaya değilde partiye oy verme işine son vermeliyiz.
.
En basit işe girerken sabıka kaydı istenen bir ülkede bizi yönetmeye aday olanlardan biz seçmen olarak sabıka kaydı almıyoruz ~
.
http://www.uludagsozluk.com/ 'dan alınmıştır.~
.
.

13 Kasım 2009 Cuma

Hiç düşündünüz mü ?...

DÜŞÜNDÜNÜZ MÜ?
.
Kırılıveren bir bardak, parçalanmış bir ayna.. Doğruca çöp poşetine.. kenarı kesici şekilde açık bırakılmış konserve kutuları.. traş bıçakları... sivri uçlu eski eşyalar.. en fenası da yemek kokularına bulanmış mutfak çöpleri.. Kullanılmış ilaçların kalıntıları, bayanların saç boyalarından arta kalan kimyasallarla dolu poşetler.. daha sayayım mı? .. maalesef b...u bebek bezleri ve yine kadın petleri.. uluorta...Onları beslemeyi kimse düşünmediği için çöplerden doyarak mutlu mutlu yaşadıkları sanılan zavallı hayvanlar bu saydıklarımın içinde kokusunu duyarak gelip aradıkları üç beş lokmanın peşindeler.. çoğunun yüzünün yaralı, ağızlarının kesik ve enfeksiyon olma sebebi budur..Elinizi bile sürmeye çekinerek sokağın ortasına “pattt danak” atıverdiğiniz o poşetler patlıyor.. Tabi kimse gelip sizi barınağa ya da itlafa götürmeyeceği için her hafta yapıyorsunuz aynı şeyi..Yapmayan iyi insanlara teşekkür etmeden de geçmeyelim..Cam kırıklarını gazetelerle elli kere saran, iğne uçlarını zararsız hale getiren, özel atıklarını özenle paketleyerek çöp yapabilen az sayıda da olsa medeni ve iyi insan var...
Şimdi bu yazıdan sonra bir kere daha düşünün..
ÇÖPLERİNİZ CAN ALMASIN...
Tıbbi atıkları, kesici delici çöpleri daha bir özenle koyun poşetlerinize.. Sokak hayvanlarını yeterince doyurup çöplerden uzak tutabildiğimiz günler uzak değil.. Ama o vakte kadar biraz özen.. Sonra çatıdan sallayın isterseniz çöplerinizi... nasılsa temizlik, düzen, intizam gibi değerler artık çok uzak... umutsuz yazmışım değilmi.. evet öyle.. iki yıl önce yazmıştım benzeri bir yazıyı ve değişen birşey olmadığını görmek umutsuzlaştırdı biraz..Açlıktan neredeyse sürünerek geldiği çöpteki bir lokma ete ulaşmak için iğrenç petler, yüzünü kesen konserve kutuları ve onca pis atık aşarak doymaya çabalayan zavallı hayvanları bir kez olsun düşünmeli her insan....orada yemeye çalıştığı iki lokmadan sonra gecenin sessizliğinde karnına giden bir madde ya da kimyasal yüzünden gün ışıyana kadar acı çekenleri hep hatırlayın.. onlara birşey olmaz diyen cahillere anlatın..
.
ONLARA ÇOK ŞEY OLUR, VE OLUYOR..
.
.
Alıntıdır
.

9 Kasım 2009 Pazartesi

Özlem ve minnetle anıyoruz...



Canım ATAM
Yattığın yer nur, mekanın cennet olsun
( Bu günlerde seni çok arıyor ve özlüyoruz )

.MUSTAFA KEMAL
Dağ başını efkâr almış
Gümüş dere durmaz ağlar -
Gözyaşından kana kesmiş gözlerim;
Ben ağlarım. Çayır ağlar, çimen ağlar.
Ağlar-ağlar: Cihan ağlar
Mızıkalar iniler: Irlam-ırlam dövülür
Altmış üç ilimiz: Altmış üç yetim
Yıllar gelir-geçer: Kuşlar gelir-geçer
Her geçen seni bizden parça-parça götürür
Mustafa'm! Mustafa Kemal'im!

.Diz dövdüm:
Gözlerimin şavkı gitti Sakarya'nın suyuna.
Sakarya'nın suları namım söyleşir.
Hemşehrim Sakarya! Öksüz Sakarya!
Ankara'dan uçan kuşlar -
"Kemal'im" der, günler-günü çağrışır.
Kahrolur. Bulutlara karışır.
Gök bulut, yaşmak bulut.
Uca dağlar, dev-boyunlu morca dağlar
Divan durmuş bekleşir
Mustafa'm! Mustafa Kemal'im!

.Nasıl böyle varıp geldin? Hoş geldin!
Çıngı kaymış, yalazlanmış gözlerin
Şol yüzünde güneş-südü sıcaklık.
Ellerinden öperim Mustafa Kemal.
Senin dalın yağrağın, biz senin fidanların.
Biz, bunları yapmadık.
Sen elbette bilirsin, bilirsin Mustafa Kemal:

Elsiz-ayaksız bir yeşil yılan.
.Yaptıklarını yıkıyorlar Mustafa Kemal!
Hani bir vakitler Kubilay'ı kestiler.
Çün buyurdun! Kesenleri astılar
Sen uyudun. Asılanlar dirildi.
Mustafa'm! Mustafa Kemal'im!

.Karalar kuşanmış Karadeniz akmam diyor.
Dokunmayın! Ağlamaktan bıkmam diyor.
Bu gece kıyamet gecesi.
Bu vapur Bandırma vapuru.
Yattığı yer nur olsun Mustafa Kemal
Ben ölümden korkmam diyor
Korkmam diyen dilleri: Toz oldu-toprak oldu.
Değirmen döndü dolandı: On yıl oldu.
Bir kusur işledik, bağışlar mı kimbilir;
O bize öğretmedi kazan kaldırmasını.
Günahı-vebali öğretenin boynuna
Erdirip-olduran'a ana-avrat sövmesini.
Yüreğim kırıldı, kanım kurudu.
Var git Karadeniz! Var git başımdan.
Mızıka çalındı: Düğün mü sandın
Bir yol koyup gideni gelir mi sandın?
Mustafa'm! Mustafa Kemal'im!

.Ankara'nın taşına bak!
Tut ki baktım: Uzar gider efkârım:
Çayır ağlar, çimen ağlar, ben ağlarım.
Gözlerimin yaşına bak!
Ankara Kalesi'nde, Rasat-Tepe'de
Bir akça-şahan, gezer dolanır:
Yaşın-yaşın mezarını aranır
Şu dünyanın işine bak!
- Mustafa'm! Mustafa Kemal'im!

.Attila İLHAN

.

.

8 Kasım 2009 Pazar

Yorgunum biliyorsun...

Yabancı uykularımın muhacir huzuru sen mi geldin?
Hergece selam verdiğim yıldız neredesin?
.
Saatler yarın oldu diye sessizce haykırıyorlar gözlerime. Bir damla uyku var göz kapaklarımda. Onu da seni düşünmekten ve seni yazmaktan az sonra kaybedeceğim, besbelli. Kışın soğuğuna inat, elimin ayağımın buz kesişine aldırmadan uzanıyor sağ elim kalemime. Mürekkep kokusunu seviyorum. Sana yazıp göndermeyeceğim kaçıncı mektup olacak bu içimde biriken. Sıcağını, tadını kaçıran uykularımın yerine yaban otu şenliği dolanıyor saçlarıma. Parmakların kayboluyor uzun saçlarımın aralarında. Uzayalı çok olmuş belki de.
.
Sen yıldızların derdiyle bu saatlerde yatak firarisi balkon meraklısı, ben kalemin esiri toprağa yakın sokağa sırtını dönen sen meraklısı. Yarın olur ya hani olmaz sanılsa bile.
Rutindir hani hayat dediğin. Uyanırsın –ki uyuyabilmişsen geceden eğer ya da son birkaç saat içinde sızıp kaybolmuşsan uykularda- giyinir hazırlanırsın işe gitmek için. En son ayakkabıların olur hani. Kim bilir kimse uyanmaz belki de sen giderken. Bil ki bir yerlerde şimdi hazırlanıyordur, şimdi çıkıyordur birazdan burada olur diyen biri var hayatının bir yerlerinde. Kıymeti olur mu olmaz mı bilemem. Ama gelişinle yüzünde baharlar büyüyen gidişinle vakitsiz kışlara yürüyen. Kaybolur gözlerinin feri yokluğuna mecbur zamanlarımın. Bir boşluk doldurur içimi. Ne senli ne sensiz bir yer açılır gönlümde dolmaz ama boş da kalmaz.
.
Nasıl isterdim muhacir bir huzur bile olsam hayatının bir gecesinde olabilmeyi. Ne kadar şanslıdır o beyaz kolalı yakalı gömlekler üzerindeki t-shirtler. Bu kadar sarıp sarmalarlarken seni ısıtmalılar. Hiç değilse bu kadar yakın olamayacakların hatırına.
.
Gün başlar birkaç saat sonra. Sonra vakit yürür kimse durduramaz. Akşam olur. Planlarız günleri geceleri. Hiçbir plan bize uymaz. Uyanlar bizim olmaz. Birileri bir yerlerde ama bizden öte şanslarını tepelerler durmadan. Şans, talih, kader, kısmet çekeriz hayali bir tavşanın aaagâhından. Adın yazılmaz. Ayrılıklar, hep seviyor diye yetmeyen sevinçlerle avutulur. Avunur yalnızlığım, gözlerim ağlamaz ama boynum bükük kalır yok zamanlarında. Zaman en onmaz yaram. Bilmediğim her lisana inat gülümserim gözlerine. Anlarsın içimdeki aşkı. Gün aydın olur buluşmamıza vesile. Bir kıskançlık damarı tutar bağlayıverir yollarımızı.
.
Yorgunum biliyorsun. Sen her gece selam verdiğin yıldızın altında yummuşsundur çoktan gözlerini. Bense kayıp bir yıldızı bulmanın derdiyle hala gecenin içindeyim. Selam vermenin yasak olduğu tek coğrafya da sessizce yutkunuyorum sesimi. Kalbimde biriken tüm sevgiyi gönderiyorum yanına. Bilmediğim bir hanenin uykucusunun sağ koluna bırakacağım birazdan yorgun başımı. Saçlarım dağılacak yine. Ne yokluk, ne yalnızlık, ne uzaklık ve imkânsızlık… Hiç biri içime dolan huzurunu ve aşkını yaşamaya mani olamayacak.
.
Bir günlükten Alıntı
.
.

6 Kasım 2009 Cuma

Ruhun şadolsun Karaoğlan ...


Bu gün Türk tarihinde BEYAZGÜVERCİN süzüldü...
Deryalara,ATAlarının yanına, uzaklara..Beyaz güvercinler senin için kanatlanır bu gün...uçar durur semalara.....Halk için yıllarını memleketine verdin..Belki cephede değil ama o güzel meydan okudun dünyaya..İşçi, köylü, emekçinin hakkını savundun, babası oldun...Türk milleti ona baba dedi, ''KARAOĞLAN'' dedi..TÜRK' ün hakkını Türk gibi savundun..Türk' ün şanını gücünü bir kez daha sen gösterdin kahraman Ataların gibi..Kıbrısta meydan okudun şanımız, vatanımız için....Şehidimizin kanını yerde komadın. Bölücülerin başını ezdin kararlı duruşunla......ATATÜRK'ü belkide sen yaşattın büyük insan..Çok şeyler gördüm, öğrendim senden!..Azmi, kararlılığı, başımı dik tutmayı,, onurun için savaşmayı senden öğrendim ..ATATÜRK'ü ATATÜRK gibi yaşatmasını senden gördüm ....O alkışlarla gözyaşlarının arasında seni uğurlamak şerefti...Seni kaybetmenin acısı hala yüreğimizde büyük insan..Yüreğimden süzülen gözyaşlarım yine senin için bu gün..Senin gibi bir TÜRK evladı zor gelir, bunu şu günlerde daha iyi anlıyoruz..
.
Seni çok özledik KARAOĞLAN..
TÜRK MİLLETİNİN TEKRAR BAŞI SAĞOLSUN...
RUHUN ŞAD OLSUN !...
.
.

Duygusaldı...

YAPAMADIĞIMIZ
.
Rahşan'a-
.
akşam kapı eşiğinde bir terli giysi gibi
soyunmak vardı derdinden
evreninbir entari serinliğini giyinmek
kendi derdini tespih gibi çekmek elinde
.
yün örmen vardı akşamları koltuğa gömülü
karşında polisiye roman okumak vardı
sorgusuz bakışmak yoruldukça gözlerimiz
sevinçsiz gülmek üzüntüsüz ağlamak
.
oturmağa konuklar gelmesi bazen
çevresinde bir masanın kaygısız
sıcacık konularda bir demli çay gibi
bilmedik komşularla konuşmak
.
dünyamızla uyuşmak vardı
oyunda sonunu görmeden oynamak
sevinebilmek kazandığına
yitirdiğine yerinebilmek
.
düşünmiyebilmek yoruldukça düşünmekten
kamaştıkça örtebilmek gözlerini
düşlerde bile ışıktan sakınarak kendini
uyayabilmek vardı vaktinde rahat
.
Bülent Ecevit
.
.

3 Kasım 2009 Salı

Neden sevmezsiniz bizi ?...

Neden sevmezsiniz bizi anlayamadım !...

Kapılarınızda bekler, çocuklarınızla oynar, ölümüne dostluk sunarız..
Canımızı size feda etmeye hazır olduğumuzu defalarca kanıtlayan örnekleri olmasına rağmen öylesine öldürüyorsunuz bizi...
Memelerimiz sütle dolu kalıyor cesedimiz soğurken..
Kulaklarımızı kuyruklarımızı kesiyor çocuk...lar...
yavrularımızı yakıyorsunuz şehrin orta yerinde, kimse yardım edipkurtarmıyor..
Sadece zararsız bir köpeğim...
Sevgi bilirim sizin dilde yüzyıllardır..
Bir de ölüm...
Bilemediğim şey ise ikisi de İNSAN'dan geliyor ve ve neden
anlayamıyorum hangisi ölüm, hangisi yaşam..
İşte bunu düşünüyorum akşamdan beri...
Nasıl bileceğim, hangi insan ölüm, hangisi yaşam..
Hangisinin eli zehir getiriyor, hangisinin eli hayat..
Neyse sizin önemli işleriniz çoktur...
Kendi başıma düşünmeye devam edeyim ben..
Yine de hepinizi çok seviyorum..
Başka duygu bilmiyorum ki...
.
Facebook : Güvercin Postası'ndan alıntıdır.
.
.

2 Kasım 2009 Pazartesi

Eşek deyip geçmeyin :)

Her ne kadar insanoğlu türlü akılsızlıkları eşşeklikle nitelendirse de en güzel gözlere sahip bu sevimli hayvan, yerine göre çoğu insandan daha akıllıdır...
Örneğin ''Eşek, iyi bir yol mühendisidir. Yokuşları en fazla yüzde yedi eğimle ve kısa mesafelerde virajlar alarak çıkar.''
Hani bu konuda çoğumuzun bildiği meşhur bir Anadolu fıkrası vardır:
.
1950'li yıllarda Amerikalı mühendisler gelmiş Türkiye'ye. Bir kısım imar çalışmalarına rehberlik ediyorlarmış. O zamanlarda yol güzergâhını belirleyecek alet yok, eleman yok. Nafı'a mühendisleri eşeği yokuşa sürüyorlar, arkasından elemanlar şeritmetre çekiyor ve eşeğin ayak izlerine kazık çakıp istikamet belirliyorlarmış.
Bunu gören Amerikalı mühendis, pratiği kavrayamamış ve sormuş:- Ne yapıyorlar böyle?
- Rampada yolun güzergâhını belirliyorlar.
- Nasıl yani ,anlayamadım?-
Eşek yüzde 7 eğimin üstüne çıkmaz, biz de eşeğin izinde kazık çakıp rampada yol güzergâhı belirliyoruz demişler.Amerikalı katılarak gülmeye başlamış. Yatışınca da sormuş:
- Peki, eşek bulamayınca ne yapıyorsunuz?
Yetkili bozgun... cevap vermiş:
- Amerika'dan mühendis getirtiyoruz.
.
Eşek iyi bir kılavuzdur: Gittiği bir yolu hiç unutmaz ve o yoldan şaşmaz. Bu nedenle deve veya katır kervanlarının önüne daha önce bu yoldan gitmiş bir eşeği kılavuz olarak koyarlarmış.
Evet, eşek akıllıdır... düştüğü çamura bir daha, asla düşmez. "Eşşek bir defa çamura düşer!" Deyimi bundandır.

Biz eşek miyiz diye düşündüm, genele vurursak o kadar bile olamamışız, çamurdan çıkamıyoruz...
.
Alıntıdır
.
.
.

1 Kasım 2009 Pazar

R K P ...


Dönülmez akşamın ufkundayız azizimİçki yasaklanabilir.Açık söyleyeyim, bence mahsuru yok.Ama rakı asla...Çünkü takunyalılar öyle zanneder ama, aslında "içki" değildir rakı.Yurt sevgisidir örneğin.İki tek attın mı "n'olacak bu memleketin hali?" diye endişelenmezsin aksi olsa...Tıp bazen çaresizdir, o ilaçtır.Gurbete bile iyi gelir.Kontörsüz muhabbettir.Büst gibi oturan adamın bile çenesini açar, gülümsetir. Kahkahadır.Hatıraları kaydeden hard disk'tir.Botoks'tur bir nevi.En kaknemi bile bir başka görünür gözüne.Çirkin kadın yoktur, az rakı vardır...
İçilir, güzelleşilir.Herkesin gençlik hatası olabilir. Bira içersin.Sonradan para kazanıp tenise başlayınca, şarap içmeyi matah zannedersin.Amerika'da TIR şoförlerinin içtiği viskinin dublesine Etiler'de TIR parası ödersin, ayrı...Ama kürkçü dükkânıdır.Döner dolaşır, gelirsin...Orhan Gencebay'dır.Entel barlarda, sosyete kulüplerinde dinlemeye utanırsın...
Ama hepimiz biliriz ki, ezbere bilirsin...
İstediğin kadar ağız burun kıvır, altın plağı hep o alır...Realite'dir.Çocuktur, ağlarsın. Hele beyaz "p"eynir ile "k"avun olursa sağında solunda. Örgüttür.PRK...Ama bölücü değil, birleştirici...
Türk'ü de içer, Kürt'ü de, Laz'ı da...Sor bak, Ermeni'si de, Rum'u da, Yahudi'si de...AB'cidir.Çünkü Rum öyle bir meze yapar ki, helali hoş olsun, Kıbrıs'ı veresin gelir..Madem yasaklayacaksın rakıyı...Neden balık avlıyorsun o zaman?Şerbetle mi yiyeceksin lüferi?Ne anlamı var deniz börülcesinin, rokanın, radikanın, cibezin...
İnek miyiz biz?Yoksa Şakşuka'yı şarkı mı zannediyorsun sen?Yanlış şiir okuyorsun, hapse giriyorsun...Oku bak ne diyor dünya güzeli Orhan Veli...“Şiir yazıyorum“Şiir yazıp eskiler alıyorum“Eskiler verip musikiler alıyorum“Bir de rakı şişesinde balık olsam...
.
.
. Alıntıdır
.
.