31 Aralık 2009 Perşembe

Ahşap ev...

Yaşlı bir marangozun emeklilik zamanı gelmişti.
Patronu olan mutahhide, artık işten ayrılmak istediğinden bahsetti. Mutahaid bu iyi adamın ayrılmasına çok üzüldü. Ve ondan son bir ev daha inşa ettikten sonra işi bırakmasını rica etti. Marangoz kabul etti ve işe başladı ama çok isteksizdi. Baştan savma bir işçilik yaptı ve kalitesiz malzemeler kullandı. Evi bitirdikten sonra eve bakmaya gelen patronu dış kapının anahtarını marangoza uzattı. Ve “Artık bu ev senin” dedi. “sana benden hediye”Marangoz öylesine şaşırmış ve utanmıştı ki…. İçinden, “keşke yaptığım evin kendi evim olduğunu bilseydim! Diye geçiriyordu.
.

“Hayat bir kendin yap tasarımıdır.”
Bu günkü davranış ve seçimlerimiz yarın yaşayacağımız evi kurar.
.
.
.Alıntıdır
.
.

19 Aralık 2009 Cumartesi

Terzimi severim...


Bir bilgeye sormuşlar:
"Efendim, dünyada en çok kimi seversiniz?
"Terzimi severim," diye cevap vermiş.
Soruyu soranlar şaşırmışlar:
"Aman üstad, dünyada sevecek o kadar çok kimse varken terzi de kim oluyor?O da nereden çıktı? Neden terzi?
"Bilge, bu soruya da şöyle cevap vermiş:
"Dostlarım, evet ben terzimi severim. Çünkü ona her gittiğimde, benim ölçümü yeniden alır. Ama ötekiler öyle değildir. Bir kez benim hakkımda karar verirler, ölünceye kadar da, beni hep aynı gözle görürler.
.
.

14 Aralık 2009 Pazartesi

Siz hangi şiirdiniz ?

Pembeymiş yanaklarınız..
Öyle diyorlar..
Hep gülermiş yüzleriniz
Bir bayram elbisesi gibi,
Yepyeni bir yıl gibiymişsiniz
Söyle yeni doğan sene..
Bir tek benim için mi eskidiniz ?
.
Solmayan hangi çiçektiniz?
Şimdi dipdiri görünüyorsunuz ama,
O uykudayken siz öleceksiniz..
Hangi toprakta yeşerip geldiniz?
Şu an yasak bir bahçede,
Yaban otlarına benziyorsunuz
Oysa onun avuçlarında ,
Çok anlamlı olabilirdiniz...
Söyleyin....
Ölümün çiçeğini nereye diktiniz?
.
Siz hangi besteydiniz?
Bir zaman dillerden düşmezdiniz
Şimdi nerede
Hangi gönülde söylenirsiniz?
Yoksa kahverengi topragın altında,
Boğulurcasına ağlayan o ses sizmisiniz?
.
Kızıl bir gökyüzü geziniyor üzerimde
Güneşi dağların arkasınamı gizlediniz ?
Yıldızlar nerede?
Hani nerede ay?
Hani siz geceydiniz?
Karartmak için güneşi,
Neden bu kadar ürkeksiniz ?
.
Göğsüm delinirken ey dost..
Siz neredeydiniz?
.
Bütün kitaplar okundu yas ile
Bütün şiirleri ezberlediniz
Ya şimdi? Hadi konuşsanıza..
Nedir bu suskunluğunuz..
Nerede öldü sözleriniz?
.
Umut edende ölüyor
Umudu bekleyende
Ve umutlarıyla gömülüyor..
Siz dost Siz hala ''belki'' diyenlerdensiniz..
Belki gelir..belki yaşar..belki sevinir..
Belki sever..
Belki..
.
Keşke cevap verebilseydiniz
Keşke gideni geri getirebilseydiniz..
Keşke... Ben bir ''keşke''
Siz hala ''belki''siniz
.
Yüzümü gökyüzüne çevirecektiniz..
Ya da avuclarıma ekecektiniz güneşi
Hep umut umut umut dediniz
Unuttunuz ey hayat..
Bana gökkuşağı gönderecektiniz..
.
Herbiriniz ayrı birer hikaye
Gözlerime ıslak ıslak yerleştiniz..
Ne vakit düşürmek istedim,
Merhamet dediniz..
Elim avucum bomboş
Nereye gittiğinizi neden söylemediniz?
.
İşte ağladım...
Acı ile yas ile sessizce
Toprağa düştü gözyaşlarım
Sustum, Sabrettim işte..
Söyleyin ey sabır..
Hani alnımdan öpecektiniz?
.
Bir nehirin dibine fidanı diktiniz
Sonra sel olup, Kökünü erittiniz..
Ardından ağıtlar yakıp, İlahiler söylediniz..
Söyleyin..
Sizdemi yeşermeden yittiniz?
.
Hangi uzun öyküde mutlu sonla bittiniz?
Yahut kısacık bir ömürde..?
Söyleyin
Ben hazırlanmış beklerken,
Siz mutluluğu kime ikram ettiniz?
.
Bir gülerken farkediyorum,
Birde ağlarken sizi Siz ey dost..
Siz ey hayat..!
Üzerime kalın kalın çizilmiş..
Müebbet bir çizgisiniz..
.
Keşke yazmasaydım bu dizeleri
Kimbilir kaç şiir daha buradan gelip geçeceksiniz..
Ve ben her defasında sarılıp yine kalemime,
Soracağım..
Siz hangi şiirdiniz ?
.
.
Alıntıdır : Turkuaz..
.
.

5 Aralık 2009 Cumartesi

Ben giderken en çok seni götürdüm içimde...

Ben giderken en çok seni götürdüm içimde
Ardımdan bıraktığım şehirler ağladı bana
Tenim hissettirdi seni rüzgarın eşliğinde
Küçücük yağmur damlası takıldı ardım sıra..
.
Umudumu yarınlara ekmeye gidiyorum
Peşimde senszlik , önümde koca bir yol
Sende olan sevgimi sen olmadan kaçırıyorm
Yanımda koca bir yanlızlık, önümde koca bir yol...
.
Ben giderken en çok seni götürdüm içimde
Aklmdan hiç bir zaman çıkmayacağını bile bile
Ben giderken en çok seni götürdüm içimde
Seni özleyip ağlayacağımı bile bile...
.
Kaybolmak istemiyorum belkide
Ağlamak ve ağlatmak istemiyorum belkide
Çok şey istemiyorum senden de
Sadece şunu bil ki
Ben giderken en çok seni götürdüm içimde...
.
ERDEM ÇAĞLAR
.
.

Bardak ile dudak arasımdaki mesafe...

Eski Sisam krallarından Ancee adında bir zalim
yeni yaptırdığı bir bağa üzüm kütükleri diktiriyormuş. İşlerin bir an önce bitmesini sağlamak için kölelerini hiç dinlenmeden çalıştırıyormuş.
O zavallı kölelerden biri, bir gün pek bitkin düştüğü için dayanamaz ve zalim krala ;
- Niçin bu kadar acele ediyorsunuz efendim? Siz bu bağın üzümlerinden yapılacak şarabı hiç bir zaman içemeyeceksiniz ki! deyivermiş. Kral biraz kızmışsa da sesini çıkarmamış. Nihayet gün gelip üzümler yetiştikten sonra, kral köleler de dahil herkesin toplanmasını emretmiş. Bir müddet sonra da o bağın üzümlerinden yapılmış şaraptan bir bardak getirilmesini emretmiş. Daha önce kehanet gösterisinde bulunan köleyi de huzuruna çağırtmış. Şarap bardağını eline alarak:
- Söyle bakayım, benim bu şaraptan hiç bir zaman içemeyeceğimi tekrar iddia edebilir misin ? diye sormuş.
Köle şöyle cevap vermiş: - Belli olmaz efendim. İçebileceğinizi söyleyemem. Çünkü dudak ile bardak arasındaki mesafe çok uzundur. O arada başınıza neler gelebileceğini de bilemem! Köle sözlerini bitirir bitirmez, içeri kralın adamlarından biri girmiş. Bir yaban domuzunun bahçeye girdiğini ve asmaları kırıp döktüğünü söylemiş. Kral elindeki bardaktan bir damla dahi içmeden hemen dışarı fırmalış. Bahçede domuzun bulunduğu yere koşmuş. Kral ve domuz arasında öldüresiye bir mücadele başlamış. Sonunda yaban domuzu mızrak gibi dişleriyle, Sisam kralının karını yarıp ölümüne sebep olmuş. Kral bostanda, bardak masada kalmis..
Şu söz olayı güzel bir şekilde ifade ediyor:
.
Nasip ise gelir Hint'ten Yemen'den, Nasip degil ise ne gelir elden?
Kalbinize yakın bulduklarınızı çantada keklik sanmayın.
Sıkıca asılın onlara tıpkı hayata asıldığınız gibi...
Çünkü onlarsız hayat da anlamsızdır..
Hayatı çok hızlı koşmayın, nereden geldiğinizi ve nereye gittiğinizi unutmayın.
Hayatın bir yarış değil, her saniyesinin tadı çıkarılması gereken güzel bir yolculuk olduğunu aklınızdan çıkarmayın.
Dün tarih oldu... Yarın bir sır...
Bugünün kıymetini bilin.
.
.
Alıntı
.
.

1 Aralık 2009 Salı

Delirdim :(

Kurban vahşeti :(
.
Sevgili arkadaşlarım; üç yılı aşkın bir süredir bloglarda sizlerle birlikteyim
ve bu birliktelikten çok mutluyum.
Hiç dikkatinizi çektimi bilmiyorum ama ben kurban bayramlarında
canigönülden kimsenin bayramını kutlamadım...
Çocukluğumdan beri kurban bayramlarında eve kapanmaktan usandım.
Çocuklarım için de durum aynı oldu
Biz bu bayram televizyon bile açmadık ama yinede internette olan bitenlerden haberdar olduk ve inanılmaz üzüldük.
Bayram boyunca telefonun fişini çektim cep telefonumun pilini çıkardım
kimse arayıp ya da mesajla bayramımı kutlamasın diye.
Lütfen arkadaşlar eğer seneye sağ kalır ölmezsem benim kurban bayramımı kutlamayın.
Ben artık kan görmek istemiyorum, yollarda kaçan boğaların katledilmesine,
acemi kasaplarca kör bıçaklarla hunharca boğazlanan hayvanların canhıraş hırıltılarına, sahibinin kucağında güvenle boynunu uzatan bir devenin masum bakışlarına dayanamıyorum.
Dini inanç uğruna bu kadar hayvanın katledilmesi,
onca insanın psikolojisinin bozulması bana hiç mantıklı gelmiyor.
İllede fakire fukaraya et yedirmekse amaç; marketlerden kasaplardan alıp dağıtılamazmı?...
Heryıl bu acıyı çekmek zorundamıyız?...
Aslında yazacak çok şeyim varda; hadi neyse...
Eğer bu yazdıklarım bazı arkadaşlarıma ters düşerse derhal beni listelerinden silebilirler.
Çünkü bu bayram ben iyice delirdim.
Delirdimmm.
.
Can Dündar' ı okuyun lütfen o benden daha mülayim.
.

Can Dündar'dan Hepimize...
Yeni bir sözcük öğrenmek, bir tünelin sonuna gelmek, müzmin bir işin kapısını çarpıp uzun bir yola çıkıvermek bayramdır.
Zorluklara tek başına göğüs gerebilmek, gereğinde haksızlığın üstüne yalın kılıç yürüyebilmek bayramdır.
Yeni eve asılan basma perdeler, alın teriyle kazanılmış ilk rızkın konduğu çerçeveler, yüklü bir borcun son taksiti ödenirken sıkılan eller bayramdır.
Evde yalnızlığı noktalayan insan nefesi, akşam kapıda karşılayan yavuklu busesi, sevdalı bir elin tende gezmesi, nice adağın ardından çınlayan çocuk sesi bayramdır.
Sonrasında gelen ilk diş bayramdır, ilk söz bayram, ilk adım, ilk yazı, ilk karne bayram...
Güne gülümseyerek başlamak bayramdır.
Alnı açık yaşlanmak bayramdır; ulu bir çınar gibi ayakta ölebilmek bayram... Bunların kadrini bilirseniz, kıymet bilmeyi öğrenirseniz her gününüz bayram olur.
Meraklanmayın, öyledir diye size deli demezler.
Deseler de böyle delilik, bayram artığı günlerdeki nankör akıllılıktan evladır.
Her gününüz bayram olsun!
.
.